aSLı ₪

19 May

zihinsel gıdıklamalar

saw_bike

beni ne kadar şaşırttığını bilsen… bi bilsen… kendini ilah sanardın = )

şimdiye kadar izlediğim insanlardan çok mu farklısın, yoksa benim bakış açıma bişey mi olmuş? bilemiyorum. bişey var gözden kaçırdığım, en başından en sonuna kadar gidiyorum, bulamıyorum. bişey var, ama ne!? kim bu oyundaki dengesiz? sen mi ben mi? nedir olay bi anlatır mısın? desem, sen de beni aydınlatsan ne güzel olur. ama gördüğüm kadarıyla sana soru sormaktansa, kendi haline bırakmak daha yerinde bi hareket. beni de biri kendi halime bırakabilir mi bi zahmet?

biri bana zihin okuma yetisi versin! hadi lütfen lütfen… biraz kullanıp geri vereceğim, söz! e salak zihindeki herşey ortada desen, haklısın derim sanırım. başka ne denebilir ki = P

hayallerime küsmeme ramak kaldı, kurtar beni n’olur!

15 May

son 30

01_WallTree_112509_rect540

dün yazlıklarımı yerleştirirken 4 yıldır oturduğum bu evdeki son yazlık yerleştirmem olduğunu hatırladım. 1 ay sonra bu ev artık bizim olmayacak. S ile son ayımızı mükemmel geçirelim, üzücü konuları açmayalım, özlemekten bahsetmeyelim diyorduk birbirimize ama ne yazık ki ister istemez düşünüyor insan. pamuk ipliğine bağlı gözyaşlarımız. biri ağzını açsa kopuverecek. işte bu yüzden son ayımızda kavga edelim ve bi daha da konuşmayalım diyorduk ve gülüyorduk ardından. onu bile yapamıyoruz… uzaktan baktığında herşey çok normal gibi. öyle bişey yok aslında…

hergün bu evdeki süremin biraz daha azaldığını düşünmek garip hissettiriyor. üzülüyor gibiyim. üzülüyorum lan!

04 Nis

olmadı çünkü;

ask
çok yorgundum. sen de öyle. 24 saati birlikte geçirmek iki arkadaşı bile sıkardı.

başta böyle olmayacağını düşünmek istedin. tahmin ediyordun böyle olacağını ama konduramıyordun kendine ve bana. çünkü ben o “ulaşılmaz”dım ve sonunda bana ulaşmak üzereydin. her ne olursa olsun yapabileceğini düşündün. biraz da ben yardım edecektim elbette. birlikte sinemaya gidecektik. süper vakit geçirecektik. istanbul’un altını üstüne getirecektik…

ama olmadı…

olmadı çünkü; elinden gelemeyecek şeyler için söz verdin ve tutmadın. sabıkalıydın zaten ve yaptığın hatalar benim gözüme çok battı. beni uyar her hatamda, kendimi düzelteceğim dedin; ben bunu sürekli yapamadım. konuşmadım senle! konuşamadım. üstümde oyunlar oynadın; bir gün öyle bir gün böyle denedin… sana olan güvenim sarsıldı. bunu da söyleyemedim. çünkü anlamayacaktın. aynı bu gece gibi. zeka pırıltılarının hepimizin gözünü kamaştırabileceğinden bahseden sen, her konuyu defalarca anlatmama rağmen anlamadın. üstünde düşünmedin bile. şşt… konuşma! söyleyeceğim nedenini; inanmak istemedin böyle olduğuna. konuşmanın böyle devam etmesini istemedin. sonuç anının gelmemesi için elinden geleni yaptın. biliyordun bana bıraktığında biteceğini… bitmesini istemediğini söyledin en başta, sonra beni istemediğini, sonra devam ettirmek istediğini… ölüm sessizliğim sürdüğünde anladın ki olmayacak, sen; istemiyorum seni dedin, bense peki.

çok çabaladın. haddinden fazla çabaladın. biliyorum değmezdi benim için… ne yazık ki tükenmiştim çoktan.

şimdi ne mi olacak? bilmiyorum. inan ki… nasıl hissettiğim konusunda en ufak bi fikir sahibi değilim. sadece; içimde bir boşluk var, büyük değil. acı veremeyecek kadar ufak. hani demiştin ya; yanında olmamın sebebi sevgim olduğu kadar alışkanlığım da… bence içimdeki tam olarak bu.

hoşçakal ömrümün son 2 yılı.

seni seviyorum.

18 Oca

finaller biterken

kahve içmeyecektik! hadi içtik, fal bakmayacaktık… nerden aklıma soktun ki finallerimin son gününün arefesinde böyle şeyleri!
16446_183441443002_676498002_2984879_5230168_nsen uyuduktan sonra ders çalışmaya başladım tek başıma. kendi evim olmayan bi evde. yapayalnız. ve tüm düşünceler beynime hücum etti. işte; insan ne yaparsa kendine yapıyor. belirsiz bi boşluk oluştu içimde. ne olduğunu anlayamadan kocaman oldu. kendimi google’da bişeyler ararken buldum. ama ne aradığımı gerçekten bilmiyordum. geçmişimin hangi ayrıntısına yolculuk etmek, ya da ne bulmaktı niyetim.

arama çubuğuna yazdığım kelime beni dehşete düşürdü. sonra tutamadım kendimi. aradım. çok değil 3. sitedeydi… orda karşımda duruyordu. oydu emindim. hem de adım gibi. o saçma salak mail adreslerini birlikte almıştık çünkü. ve hala kullanıyordu..! hala!

bakakaldım uzun süre. öylece… nefes bile almadan. yaşıyordu. dünyanın biyerinde varlığını sürdürüyordu, hatta gördüğüm kadarıyla pek de değişmeden. oysa yokluğuna kendimi öylesine alıştırmıştım ki… yaşamıyordu. kimse için yaşamamalıydı. çok mu bencilim? yoo…  hiç de değilim. benim kıymetli hayatıma pervasızca, usul usul kendini ekleyen ve yine aynı kıymetli hayatımın büyük bi bölümünü mahfeden kişinin benden sonra aynı tempoda yaşayabilmesi hak mıdır? bilemiyorum.

herneyse…

bakakaldım uzun süre. ne ki şimdi bu? dedim. oha! dedim. kendime bile itiraf edemedim hissettiklerimi. şimdi o kadar zor değil. en başına gittim herşeyin. ilk zamanlara… o zamanki ruh halime bürünüverdim. sonrasını kronolojik olarak yaşayıverdim bi çırpıda. biliyor musun? içim cızz etti. canım yandı. küfür bile edemedim. eskiden de beni böyle etkilerdin lanet olası! hala aynısın.

ders çalışmak yalan oldu bu kadar duygu fırtınasının ardından. yattım, uyuyamadım, üşüdüm, özledim, nefret ettim, gözüme ışık geldi, saçımla  gözlerimi örttüm, kanepeye sırtımı dayadım, laptopın adaptörü ile ayaklarımı ısıttım. uyumuşum.

24 Kas

N’aber?_4

bugün mutsuz uyandım.

hayır kötü bir rüya görmedim. uykum uzun zamandır olduğu gibi bölük pörçük değildi. çok uzun süre de uyumadım. mutsuzdum uyandığımda.

bi sigara yaktım, sonrasında kendime gelirim diye. ve bi tane daha… bir tane daha…

kahvaltı bile yaptım. hala mutsuzdum.

hazırlandım, işe gittim. umudum orda bişeylerin düzeleceği yönündeydi. olmadı.

beklentim yersizdi. çünkü sıkıldığım şey aslında benim. nefret ediyorum kendimden, aynaya bakmak istemiyorum. gördüğüm şey kendim değilmiş gibi hissediyorum her baktığımda.

otururken yatağımda, işyerinde boş zamanımda ya da metroda; bişeyler ufak ufak çiğniyor içimi. lokma lokma yok ediyor beni. bişey var içimde ben olmayan. gelmiyor içimden düşünmek ne olduğunu. üzülmüyorum. ağlamak değil niyetim. sadece…

jaqueline

dedim ya; bişey var içimde. ne olduğunu anlamak istemediğim.

18 Eki

“bi yerden…”

10735_1160786094521_1073871030_30427581_6607500_n

“bi yerden başlamak lazım” dedim ve elimden geldiğince gezdim. o kadar çok kişiyle buluştum ki; bu benim bünyeme fazlaydı… kaldı ki bünye buna dayanamadı ve sıkıldı!

ardından uzun bir inziva dönemi geçirdim… ne okula gittim ne birine ne de kendime vakit ayırdım. zaten ondan ayrılmamın sebebi hayatımda hiçbir erkek istemediğimdendi. öyleydi de… inziva dönemimde evimde geçirdim vaktimi; bloglarımı takip ettim, kitap okudum, film izledim ama hiç zevk almadım.

sonra iş aramaya başladım… arıyor gibi yaptım, bulamadım. aradım, bulamadım. görüşmeye gittim kabul edilmedim… derken eski işyerinden gelen teklifi kabul edip türkiyenin önde gelen bankalarından birinde çağrı merkezi müşteri temsilcisi olarak işe başladım.

işe “pat” diye başlatmıyorlar malûm… eğitim aldık. O da işe başladı benle birlikte… aynı işte çalışacak olmak şaka gibi bişeydi. ilk gün “amaağn” diyorsun “nasılsa yaparım o olsa da olmasa da”. ikinci gün hareketleri ilgini çekmeye başlıyor ama kendine bile itiraf edemiyorsun. üçüncü gün daha çok ilgini çekmeye başlıyor hareketlerini, her anın arka planında neler döndüğünü biliyorsun, kendine itiraf ediyorsun özlemi ama… çevrene edemiyorsun. dördüncü gün hareketleri daha da ilgini çekiyor, senin ilgini çekmek için tasarlanmış olduklarını bile bile sinirleniyorsun. nefret ve sevgi, sinir ve aşk o kadar mükemmel birleşiyor ki histerik krizlere giriyorsun kimseye çaktırmadan. gecesinde bi kavga sonraki gün yine hiçbişey olmamış gibi işe gitmeler… velhasıl… dayanamadık birbirimize mesafeli kalmaya çalışmaya ve başladık yeniden.

iş başladı ardından… günde ortalama 150 kere “iyi akşamlar ben aslı” demek, telefonla konuşmak, bilgisayar açmak  başlarda iğrenç gelmişti ama sonra alıştım. çok yoğun ve yorucu olsa da, iyi yine be = )

okul başladı ardından. anneden para almamak için hayatımda almadığım riski aldım. büyüüÜÜüüük bir borcun altına imzamı çaktım. günlerim stres dolu artık.

bi de bişey itiraf ediim mi? yeni bi iş aramaktayım. aynı performansla(belki daha azıyla), daha çok para kazanabileceksem, neden buraya katlanayım ki? eskiden “kariyer yapar mıyım mezun olduktan sonra ki acaba?” diyordum ama… yok yok istemiyorum ben orda kariyer mariyer! hıh!

ve “biyerden başlamak lazım” dedim, blogumu açıp yazdım!

işten ve yaşadıklarımdan daha çok bahsetmek istiyorum. edeceğim merak etme ; )

16 Haz

Öz( )ür dilerim.

n706293165_468657_2019.jpg

Şimdiye kadar yaptığım herşey için… ama biliyor musun? senin kadar ince düşünen bi insanla arkadaş olmak çok zordu. her seferinde benim yerime -aklımın ucundan bile geçmeyen- onca ayrıntıyı düşünmüş olman beni şok ediyordu. kendimi ifade edemiyor olmam da cabası. seni çok seviyordum (hala seviyorum). gösteremediğim kadar çok.

geçen gün kızlarla aramızdaki sorunlar hakkında konuştuk… ve şu sonuca vardık; önemsediğimi gösteremiyorum önemsediğim halde. hatta önemsediğimi gösteremezken, umursamaz görünmem de şirketimizin naçizane hediyesi..!

(daha fazla…)

28 May

dün…

thinking-pic

itiraf ediyorum; dün karşımda benle konuştuğun sırada hayal kuruyordum…

ama ne yapabilirdim ki? aynı sözleri 10 dakikada 1 tekrarlayıp duruyorsun ve söylediğim hiçbirşeyi kabul etmiyorsun! inanmıyorsun, ya da inatla inanmak istemiyorsun… herşey bana bağlıysa benim yönlendirmem gerekir durumu.

nefret ediyorum istemediğim şeyleri -istemediğimi dile getirmeme rağmen- yapmaya zorlanmaktan! sonra ben kırıcı, düşüncesiz vb kötü insan oluyorum…

26 May

anlayamıyorum

insanları anlayamıyorum… örnek vermek gerekirse geçenlerde bi misafirimiz vardı evde. hanfendi ile el sıkışmamızın hemen ardından piercingimden başladı beni yargılamaya, kedim, saçım, düşük bel pantolonum, onun üstüne giydiğim tişörtüm ve tabii ki ayakkabılarım, evimizin durumu(bi öğrenci evine göre orta lükslükte olan bi evimiz var. öğrenci evi lan eninde sonunda…), bi ara o kadar abarttı ki; mc donaltsın ortasında yüzümdeki siyah noktaların neden olduğunu bağrındı. resmen bağırdı,daha neler neler… ve bi ara bana ihtiyacı olduğunda ise; “kız… sen aslı mıydın?” dedi… pardon!? adımı bile bilmeden beni bu kadar yargılama hakkını kendinde nerden buluyorsun bayan problem? herşey hakkında bilgi sahibi olduğun konusunda nasıl kendinden emin olabiliyorsun! nasıl kendini bu kadar küçük düşürebiliyorsun!

önceden misafirlere davranış konusunda faullü olduğumdan sesimi de çıkaramadım.

acaba ona insan demese miydim?

01 May

anlıyor musun?

depress.jpg
bi garibim yine bu aralar. ama bu sefer farklı. bişeyler var aklımda, kendime bile itiraf edemediğim… etmek istemediğim. hatta etmek istediğimde düşüncelerimin çok başka yerlere dallandığı bi haldeyim. yolları her takip etme çabalarımda karmakarışık derinlere ulaştığım…

uyanamıyorum. aslında uyuyamıyorum da… gece yatağıma uzandığımda tüm düşünceler beynime hücum ediyor karanlıkta. kavga içindeyim hepsiyle. bazen barışıyor gibi oluyoruz, sonra yeniden tartışma başlıyor. bir tanesi fikrini belirtiyor, makul de geliyor aklıma. sonra diğeri karşı çıkıyor ve çürütüyor o fikri, o da makul geliyor. sonra başka biri, başka biri… saatler geçiyor, ben uyuyamıyorum. çok sonra bi sesle irkiliyorum ve aslında uyuyor olduğumu anlıyorum. ama uyumuyorum. odamda, yatağımda olduğumu, ne şekilde yattığımı gayet iyi bilirken, aslında uyuyor olduğumu farketmek…

kimseye kendimi ifade edemiyorum. çaba gösterdiğim de söylenemez açıkcası… biliyorum; anlamayacaklar. herzaman olduğu gibi fikirlerim onlara birkaç beden büyük gelecek ve fazlasıyla basit olan kısmından bakıp aşağılayan, basit gören gözlerle açıklama yapacaklar. bu kadar çok düşünen bi bünyenin o yoldan çoktan geçmiş olduğunu farkedemeyecekler bile…

anlıyor musun beni?

herkesi geçtim, sen anlıyor musun?

 

older posts Sonraki Sayfa »